Tam yargı davası, idarenin bir işlemi ya da eylemi yüzünden kişisel hakkı doğrudan zarar gören kişinin bu zararı idareye ödetmek için açtığı tazminat davasıdır (İYUK m. 2/1-b). Zarar bir idari işlemden kaynaklanıyorsa İYUK m. 12, fiili bir eylemden kaynaklanıyorsa İYUK m. 13 uygulanır. Eylemden doğan zararlarda dava açılmadan önce idareye başvurulması zorunludur.
Davanın niteliği
İdari dava türleri İYUK m. 2'de sayılmıştır; iptal davasının yanında yer alan ikinci büyük dava türü tam yargı davasıdır. Bu davayı açma ehliyeti, idarenin eylem veya işlemi sebebiyle kendi kişisel hakkı doğrudan zedelenmiş olanlara tanınmıştır.
Davanın hedefi, kamu faaliyetinin yol açtığı zararın karşılanmasıdır. Zarar maddi olabilir: taşınmazın değer kaybetmesi, tedavi masrafları, yoksun kalınan kazanç gibi. Manevi de olabilir: yaşanan acı ve üzüntünün karşılığı olarak istenen manevi tazminat gibi. İki talep aynı davada birlikte ileri sürülebilir. Davaya adını veren de bu özelliktir; mahkeme işlemin hukuka uygunluğunu denetlemekle yetinmez, zararın varlığını ve miktarını da tespit ederek uyuşmazlığı bütünüyle çözer.
İptal davasıyla arasındaki fark burada belirginleşir. İptal davasında amaç hukuka aykırı işlemi ortadan kaldırmaktır ve bunun için menfaat ihlali yeterlidir. Tam yargı davasında ise kişisel bir hakkın doğrudan ihlal edilmiş olması aranır ve dava sonunda belirli bir tutarın ödenmesine hükmedilir.
İdarenin sorumluluğunun dayanakları
İdarenin tazmin yükümlülüğü iki temel esasa dayanır: hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk.
Hizmet kusuru, kamu hizmetinin hiç yürütülmemesi, geç yürütülmesi ya da kötü yürütülmesidir. Kusur burada tek bir görevliye değil, hizmetin işleyişine yüklenir. Kusursuz sorumlulukta ise idarenin bir kusuru bulunmasa da ortaya çıkan zararı üstlenmesi söz konusudur. Kamu yararı için belirli kişilerin katlandığı özel fedakârlıklar veya tehlikeli faaliyetlerden doğan zararlar bu çerçevede değerlendirilebilir.
Tam yargı davasına konu olan tipik durumlar şunlardır:
- Kamu hastanesinde sunulan sağlık hizmeti sırasında uğranılan zarar
- Belediyenin bakımını ihmal ettiği yol, kanal veya çukur nedeniyle yaşanan kaza
- Hukuka aykırı bir atama, görevden alma ya da ruhsat iptali yüzünden doğan maddi ve manevi zarar
- Kamu görevlilerinin görev sırasında verdiği zararlar
- Kamulaştırma yapılmaksızın bir taşınmaza fiilen el konulması; bu tür bazı uyuşmazlıklarda görevli yargı yeri özel kanunlara göre farklılık gösterebilir
Anayasa m. 129 bu noktada belirleyici bir kural koyar: Memur ve diğer kamu görevlilerinin yetki kullanımı sırasında verdikleri zararlar için tazminat davası, kanundaki usule uygun olarak görevliye değil idareye karşı açılır; idarenin ödediği tutarı sonradan görevliye rücu etme hakkı saklıdır. Bu nedenle davalı sıfatı kural olarak ilgili kamu kurumuna aittir.
İdari işlemden doğan zararlar (İYUK m. 12)
Zarar, örneğin hukuka aykırı bir görevden alma kararı gibi bir idari işlemden doğmuşsa İYUK m. 12 uygulanır. Zarar gören kişinin önünde üç yol vardır:
- Doğrudan tam yargı davası açmak
- İptal ve tam yargı istemlerini aynı davada birlikte ileri sürmek
- Önce iptal davası açmak, bu dava sonuçlandıktan sonra kararın tebliğinden itibaren dava açma süresi içinde tam yargı davası açmak; işlemin uygulanması nedeniyle zarar doğmuşsa süre uygulama tarihinden itibaren de hesaplanabilir
Bu davalarda İYUK m. 7'deki genel süre geçerlidir; özel kanunda ayrı bir süre yoksa idare mahkemelerinde süre 60 gündür. Dava açmadan önce İYUK m. 11'e göre idareye başvurma imkânı da bulunmaktadır.
Seçilecek yol sonucu etkiler. Yalnızca tam yargı davası açıldığında mahkeme işlemin hukuka aykırılığını tazminat talebi çerçevesinde değerlendirir; işlemin ortadan kaldırılması da isteniyorsa iptal talebinin dilekçede ayrıca yer alması gerekir.
İdari eylemden doğan zararlar (İYUK m. 13)
Zarar yazılı bir işlemden değil, idarenin fiili bir hareketinden doğmuşsa İYUK m. 13 devreye girer. Bir kamu aracının karıştığı trafik kazası, belediye kazı çalışması sırasında bir binada oluşan hasar ya da sağlık hizmeti sırasında meydana gelen zarar bu türdendir.
Bu hâlde doğrudan dava açılamaz; önce ilgili idareye başvurularak zararın karşılanması istenmelidir. Başvuru için iki ayrı süre işler:
- Eylemin yazılı bildirim veya başka bir yolla öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl
- Her hâlükârda eylem tarihinden itibaren 5 yıl
Hangisi önce dolarsa başvuru hakkı o anda sona erer. Zarar eylemden 4 yıl sonra fark edilmişse, öğrenmeden itibaren 1 yıl dolmamış olsa bile 5 yıllık üst sınır gelince başvuru imkânı kapanır.
Talep kısmen ya da tamamen reddedilirse, ret yazısının tebliğinden itibaren dava açma süresi içinde idari yargıya gidilir. İdarenin sessiz kalması da sonuç doğurur: Başvurunun üzerinden 30 gün geçtiği hâlde yanıt gelmemişse talep zımnen reddedilmiş kabul edilir ve dava açma süresi bu tarihten itibaren işler. Otuz günlük bekleme süresi 2021'de 7331 sayılı Kanun'la kabul edilmiş, önceki 60 günlük sürenin yerini almıştır.
İYUK m. 13'e göre, görevsiz adli yargı yerinde açılmış tam yargı davasının görev yönünden reddi üzerine idari yargıda açılacak davada ayrıca idareye başvuru şartı aranmaz.
Tazminatın şartları
Tazminata hükmedilebilmesi için genel olarak üç unsurun bir arada bulunması gerekir:
- Gerçek ve somut bir zarar meydana gelmiş olmalıdır.
- Bu zarar idarenin bir işleminden veya eyleminden kaynaklanmalıdır.
- İşlem ya da eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağı, yani sebep-sonuç ilişkisi bulunmalıdır.
İlliyet bağı bazı durumlarda kesilir. Zarar tamamen zarar görenin kendi kusurundan, üçüncü bir kişinin davranışından ya da öngörülemeyen ve karşı konulamayan bir olaydan kaynaklanmışsa idarenin sorumluluğu ortadan kalkabilir veya azalabilir. Zarar görenin zararın doğmasına ya da büyümesine katkıda bulunması da tazminat miktarına yansır.
Görevli mahkeme ve yargılamanın işleyişi
Tam yargı davaları kural olarak idare mahkemelerinde görülür. Vergi uyuşmazlıklarından kaynaklanan tazminat talepleri vergi mahkemesinin görev alanına girer. Bazı konularda özel kanunlar adli yargıyı görevlendirmiş olabilir.
Dava dilekçesinde zararın ne olduğu, nasıl oluştuğu ve talep edilen tazminat tutarı açıkça yazılmalıdır. Mahkeme gerekli görürse zararın belirlenmesi için bilirkişi incelemesi yaptırır.
İYUK m. 16/4, tam yargı davalarında talep miktarının sonradan yükseltilmesine imkân tanır: Davacı, nihai karardan önce ve aradaki harcı yatırmak şartıyla bu artırımı yalnızca bir kez yapabilir. 2013'te 6459 sayılı Kanun'la eklenen hüküm, özellikle zararın tam tutarının dava açılırken bilinemediği dosyalarda bilirkişi raporundan sonra talebin güncellenmesini sağlar.
Tazminatla birlikte faiz de istenebilir. Faizin türü ve başlangıç tarihi, davanın konusuna ve idareye başvuru yapılıp yapılmadığına göre farklılaşabilir; bu nedenle faiz talebinin dilekçede açıkça yer alması gerekir.
Uygulamada dikkat edilmesi gerekenler
Bu davalarda sonucu çoğu zaman delil durumu belirler. Fatura, sağlık raporu, fotoğraf, olay tutanağı, bilirkişi raporu ve tanık beyanları zararın varlığını ve miktarını ortaya koyan başlıca belgelerdir. Olayın hemen ardından delillerin toplanması, gerekirse mahkemeden delil tespiti istenmesi önerilir; zamanla değişen bir yol veya bina hasarı sonradan ispatlanamayabilir.
Uygulamada sık görülen hatalardan biri, eylemden doğan zararlarda idareye başvurmadan doğrudan dava açılmasıdır. Bu durumda dava usulden reddedilebilir ve bu arada 1 yıllık başvuru süresi dolabilir. Bir diğer yaygın sorun, zararın işlemden mi eylemden mi doğduğunun yanlış nitelendirilmesidir; m. 12 ile m. 13 arasındaki fark, izlenecek usulü ve uygulanacak süreleri doğrudan belirler.
İdareye yapılan başvurunun tarihi ve evrak kayıt numarası özenle saklanmalıdır. Zımni ret tarihinin hesaplanması bu kayda dayanır. Zararın tutarı başlangıçta kesin olarak belirlenemiyorsa, m. 16/4'teki artırım imkânı göz önünde tutularak dava açılması ve bilirkişi raporundan sonra talebin güncellenmesi yoluna gidilebilir. Zarar kalemlerinin nasıl belgeleneceği ve hangi usulün izleneceği olaydan olaya değiştiğinden, dava öncesinde dosyanın hukuki açıdan gözden geçirilmesi yararlı olur.
Sık sorulan sorular
Tam yargı davası ile iptal davası arasındaki fark nedir?
İptal davasında hukuka aykırı bir idari işlemin ortadan kaldırılması istenir ve menfaat ihlali yeterlidir. Tam yargı davasında ise idarenin işlemi veya eylemi nedeniyle uğranılan zararın tazmini talep edilir ve kişisel bir hakkın doğrudan ihlal edilmiş olması gerekir. İki talep aynı davada birlikte ileri sürülebilir.
İdari eylemden doğan zarar için doğrudan dava açılabilir mi?
Açılamaz. İYUK m. 13 uyarınca önce ilgili idareye başvurulması zorunludur. Başvuru, eylemin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her hâlükârda eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde yapılmalıdır. İdarenin reddi ya da 30 gün içinde cevap vermemesi üzerine dava açılabilir.
Tam yargı davası kime karşı açılır?
Dava, zarara yol açan hizmeti yürüten idareye karşı açılır. Anayasa m. 129 gereği kamu görevlilerinin görevleri sırasında verdiği zararlar için de dava kural olarak görevliye değil idareye yöneltilir. İdare, ödediği tazminat için kusurlu görevliye rücu edebilir.
Dava açıldıktan sonra tazminat miktarı artırılabilir mi?
Evet, ancak bu imkân tek seferle sınırlıdır. İYUK m. 16/4 uyarınca davacı, karar verilmeden önce aradaki harcı ödeyerek talep ettiği tutarı bir kez yükseltebilir.
Manevi tazminat da istenebilir mi?
İstenebilir. İdarenin işlemi veya eylemi nedeniyle yaşanan acı, üzüntü ve elem gibi manevi zararlar için tam yargı davası kapsamında manevi tazminat talep edilebilir. Maddi ve manevi tazminat aynı davada birlikte istenebilir.
Tam yargı davası öncesi idareye başvuru dilekçesi örneği
- Bu dilekçe, idarenin fiili bir eyleminden zarar gören kişi tarafından, dava açmadan önce zorunlu olarak zarara neden olan hizmeti yürüten idareye yazılı olarak verilir ve başvurunun evrak kayıt numarası alınır.
- Başvuru, eylemin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde yapılmalıdır; istem reddedilirse veya idare 30 gün içinde cevap vermezse dava açma süresi (idare mahkemesinde 60 gün) içinde tam yargı davası açılabilir (İYUK m. 13).
- Dilekçeye kimlik fotokopisi, zararı ve olayı gösteren tutanak, fotoğraf, fatura, sağlık raporu gibi belgeler ve varsa delil tespiti dosyasına ilişkin belgeler ile vekâletname eklenir.
[ZARARA NEDEN OLAN İDARENİN ADI] [BAŞKANLIĞINA / MÜDÜRLÜĞÜNE / VALİLİĞİNE]
[İdarenin adresi]
BAŞVURAN : [Ad Soyad] (T.C. Kimlik No: [...........])
[Adres]
VEKİLİ : [Varsa Av. Ad Soyad, adres]
EYLEM : [Zarara neden olan idari eylemin kısa tanımı]
EYLEM TARİHİ : [Tarih]
ÖĞRENME TARİHİ : [Tarih]
TALEP TUTARI : Maddi zarar [Tutar] TL, manevi zarar [Tutar] TL
KONU : İdari eylemden doğan zararın İYUK m. 13 uyarınca tazmini talebidir.
AÇIKLAMALAR :
1. [Tarih] tarihinde [yer] adresinde, idarenizin yürüttüğü [kamu hizmetinin adı]
kapsamında [eylemin anlatımı: yolda bırakılan işaretsiz çukur, idareye ait aracın
neden olduğu kaza, yürütülen çalışma sırasında binanın zarar görmesi vb.] nedeniyle
[zararın anlatımı] meydana gelmiştir.
2. Zarara neden olan eylemi ve zararı [Tarih] tarihinde [öğrenme şekli] öğrendim. Bu
başvuru, İYUK m. 13'te öngörülen, öğrenme tarihinden itibaren bir yıllık ve eylem
tarihinden itibaren beş yıllık süreler içinde yapılmaktadır.Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki danışmanlık niteliği taşımaz.